7

Kimini bir çöp tenekesinden, kimini bir antikacıdan, kimini arkadaşından, kiminiyse bir oyuncak dükkânından alan ve irili ufaklı yüzlerce oyuncak bebekle Şişli’deki evinde kendine apayrı bir dünya kuran Pınar Çekirge’yle Türkiye’de bir ilk olan oyuncak bebek koleksiyonuyla ilgili söyleştik.

Yıllarca dünyanın farklı ülkelerinden özenle toplanmış yüzlerce oyuncak bebek… Kimisi şaşkın kimisi üzgün kimisi mutlu kimisi kızgın.Yapıldığı fabrikaların, kaldıkları evin, bırakıldıkları sokakların ruhunu taşıyor hepsi. Herkesin çocukluğunda eğlenerek oynayıp sonra da bir kenara attığı, bir daha yüzüne bakmadığı birbirinden güzel, süslü elbiseli, renkli gözlü o bebekler Pınar Çekirge’nin Şişli’deki evinde yeniden hayat bulmuş. Sayısı 300’ü aşan oyuncak bebeklere gözü gibi bakan, her biriyle tek tek ilgilenen Pınar Çekirge oyuncak bebek koleksiyonuna başlama hikâyesini şöyle anlatıyor:

“Hatırlıyorum yıllar önceydi. Bir sabah oturmuş dergilere bakıyordum. Sayfalar arasında dolaşırken gözüme Adile Naşit ile yapılmış bir söyleşi takılıverdi. Evinde yer alan onlarca oyuncak bebeğin arasında hüzünle gülümsüyordu Adile Naşit. Geceleri hava soğuksa kalkıp onların üstünü örttüğünden bahsediyordu. Ürpermiş ve çok etkilenmiştim. Aynı günlerde elime bir kitap geçti. 1959’da New York Oyuncak Fuarı’nda ilk kez sergilenmiş Barbie bebeklerin fotoğraflarının olduğu bir kitap. Birden fotoğrafları incelerken bulmuştum kendimi. Zaten dolaplarda, çekmecelerde çoktan unutulmuş eski zamanlara ait üç beş oyuncak bebek vardı ve macera böyle başladı. 36 yıl boyunca bir sürü bebek topladım ve bu koleksiyon oluştu.”

Bebek toplamaya hâlâ devam eden Pınar Çekirge, böyle bir koleksiyon yapmasının sebebini, “İnsanların birbirlerini kırmadıkları bir dünya hayal ediyorum. Burada dünyanın her yerinden bebekler var, hepsi birbirinden farklı. Kızılderili, Hint, Fransız, İtalyan… Hepsi burada ve dünyayı temsil ediyor. Bu, bana bütün olmayı, aynı duyguları paylaşmayı hissettiriyor,” diye açıklıyor.

Beyaz tenli, siyahi, soluk benizli, gülümseyen sevgiyle bakan, gülen ağlayan, altını kirleten, yürüyen, şarkı söyleyen, konuşan, renk renk giysiler içinde boy boy oyuncak bebekler… Bir kısmı evdeki dolaplarda, bir kısmı vitrin raflarında, bir kısmı koltukların, masaların üzerinde… Oyuncak bebekleriyle kurduğu dünyada nasıl hissettiğini sorduğum Pınar Çekirge, “İnsanların birbirlerini örselemedikleri, kırmadıkları bir masal dünyası içindeyim,” diyor.

“Neden hiç sakat bebek yok?”

Oyuncak bebek sektöründe belli bir estetik ve güzellik algısının olduğunu ifade eden ve bu algı sınırlarının dışına çıkılamadığını vurgulayan Pınar Çekirge şöyle söylüyor:

“Düşünüyorum niçin sakat bebek yok? Toplumda gözü olmayan insanlar, kolu, bacağı olmayan çocuklar var. Onlara tam bir bebek verdiğinizde ne hissediyorlar? Onlar gibi bir bebek verdiğinizi düşünün, yalnız olmadıklarını hissetmezler mi? Bununla ilgili bir sosyal sorumluluk çalışması yapmak istiyorum.”

Müze kurmak istiyorum, olmazsa bebeklerimi müzeye bağışlayacağım.”

Bir süre daha oyuncak bebek koleksiyonuna devam edeceğini söyleyen Pınar Çekirge, “Şu an 55 yaşındayım, 60 yaşına gelene kadar biriktirmeye devam edeceğim. Sonra bir oyuncak müzesine bağışlamak istiyorum. Dileğim yeni bir müze kurmak ama o zor bir ihtimal. Türkiye’de sadece oyuncak bebek üzerine bir koleksiyona rastlamadım. İlk olduğunu düşünüyorum ama belki de vardır,” diye ekliyor.

Kimsesiz Bebek

İki yıl önce bir kış günü, evinin yakınlarındaki çöp bidonları arasında karşılaştığı oyuncak bebeği alıp eve getirme hikâyesini şöyle anlatıyor Pınar Çekirge:

“Kimsesiz bir bebekti. Çöplerin arasında öylece gülümsüyordu bana. Giysisinde, rengi atmış saçlarında yemek kalıntıları, yağ izleri vardı. El sürülecek gibi değildi. Ama onu bırakamazdım, kim bilir hangi yaşanmışlıklardan gelmişti. Onu aldım eve getirdim ve özenle temizledim. Sonra araştırdım ve 1950’lilerin ikinci yarısında Almanya’da üretilmiş bir bebek olduğunu öğrendim.”

Kanser Hastası Kadının Son Nefesine Kadar Yanında Olan Bebek

Mavi gözleri, sarı saçları, hüzünlü yüz ifadesiyle diğer bebeklerinin içinde en çok dikkat çekeni belki de… Bir adı yok. Ama çok özel ve güzel bir bebek… Cam kenarında öylece bizi izliyor. Pınar Çekirge, bu bebeğin hikâyesiniyse şöyle anlatıyor:

 “Kadıköy’de dolaşırken eski eşyalar satan bir dükkânın tozlu vitrininde gördüm onu. İçeri girdim, fiyatını sordum. Satıcı satılık olmadığını söyledi. Hazin bir öyküsü varmış meğer. Kanserden hayatını kaybetmiş bir hanımefendiye aitmiş. Kadın son nefesini verene kadar yanı başındaymış bu bebek. Bebeğe baktım, alamadım diye garip bir hüzünle ayrıldım oradan. Ertesi gün bebek koleksiyonumun yer aldığı bir kaç fotoğrafla tekrar gittim dükkâna. Asla elden çıkarmayacağını söyleyen orta yaşlı adam, ‘Bebek artık sizin, çünkü nasıl bir eve gideceğini anladım. Para da istemiyorum sizden,’ dedi.”

Evin Tüm Duvarları Filiz Akın

Sadece oyuncak bebek koleksiyonu yapmıyor Pınar Çekirge. Koleksiyon tutkusunun başlangıcı Filiz Akın’a dayanıyor. Henüz 6 yaşındayken sinemada Filiz Akın’ın oynadığı bir filmi izledikten sonra Akın’a ait fotoğrafları, filmleri, afişleri toplamakla başlıyor bu tutku. 47 sene arıyor, araştırıyor, topluyor Filiz Akın’a ait her şeyi. O günden bugüne üç bini aşkın materyalden oluşan bir müze haline getirmiş evini. Evin tüm duvarlarında Filiz Akın’ın fotoğrafları, afişleri var. Öyle ki, oyuncak bebek alırken Filiz Akın’a benzemesi onun için önemli bir kriter.

—————————-

Pınar Çekirge kimdir?

Pınar Çekirge, İstanbullu bir ailenin çocuğu. 1960 yılında İstanbul’da doğmuş. Eski İstanbul’un tanıklarından… Çocukluğu Arnavutköy ve Beykoz’da geçmiş. Daha 5 yaşındayken “Dans Eden Eşek” adlı tiyatro oyununu izleyince bağlanmış tiyatroya… O gün bugündür tiyatro vazgeçilmezi… Öyle ki geçtiğimiz günlerde “Dionysos’un Çocukları; Tiyatroya Adanmış Hayatlar” adıyla bir de kitap çıkardı. Çocukluğunda “Ayşegül” kitaplarıyla başlayan kitap serüveni, okuduğu yüzlerce kitabın ardından onu yazarlığa kadar götürmüş. Pınar Çekirge’nin 20’ye yakın kitabı var. İstanbul Üniversitesi’nde başlayan Boğaziçi Üniversitesi’nde devam eden öğrenim hayatı hayata çok farklı pencerelerden bakmayı öğretmiş. Üniversite öğrenimine devam ederken çeşitli dergi ve gazetelerde söyleşileri yayımlanmış. Edebiyat, tiyatro hep hayatında olmuş. Şimdilerde ise tiyatro jüriliğinin yanı sıra araştırma, inceleme yazıları yazıyor, söyleşiler yapıyor. Tabii bir yandan da çok sevdiği oyuncak bebek koleksiyonuna devam ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.