Connect with us

Deneme

X-ray Fotoğrafçılığı

Yayınlanma

Tarih:

d9bab9836208fd22dc0c7e644d908f73Her şey 1890’lı yılların ortalarında Wilhelm Röntgen’in çoğu araştırmacı gibi “crookes tüpü” adı verilen içi boş bir cam tüpün içine yerleştirilen iki elektrottan oluşan bir deney düzeneği ile çalıştığı zamanlarda başladı. Katot elektrottan kopan elektronlar anoda ulaşamadan cama çarparak floresan adı verilen ışık parlamalarını meydana getiriyordu.

Röntgen 8 Kasım 1895 günü deneyi biraz değiştirip ışık geçirgenliğini anlamak için tüpü siyah kartonla kapladı. Odayı karartıp deneyi tekrarladığında tüpten 2 metre uzaklıkta ışığa duyarlı bir malzemeye sarılı kağıtta parlama fark etti. Deneyi her tekrarladığında aynı gözlemi yapınca, bunu mat yüzeyden geçebilen yeni bir ışık olarak tanımladı ve ‘X Işını’ adını verdi.

capture-20131110-143304

Daha sonra bu ışınları kullanarak karısının elinin bir görüntüsünü film üzerinde oluşturmayı başardı. Ama görüntüde gözüyle gördüğü elden ziyade içerisindeki kemikler vardı. Sanki ona birşey hissettirmeden içini görebiliyordu. Yapmış olduğu bu buluşuyla özellikle tıp sektörüne çok büyük kolaylıklar sağladı.

 capture-20131110-143404

Tabi şimdilerde her ne kadar hastanelerde x-ray filmimizi çekenlerin çoğunun bu işten sıkıldıklarını yüzlerinden okusak da, o zamanlar oldukça heyecan vericiydi.

 Günümüzde Nick Veasey isimli bir sanatçı ‘Kara Kutu’ adını verdiği bir alanda çeşitli nesnelerin x-ray fotoğraflarını çekip sergiliyor. Kendisi “hepimiz biliyoruz ki; bir kitabı kapağından yargılamamalıyız, güzellik daha derinlerde bir yerde” sözlerinden ilham almış ve güzel işler başarmış.

http://www.nickveasey.com/ çalışmaları sitesinden inceleyebilirsiniz.

capture-20131110-143450

X-ray fotoğraf çekmek o kadar da kolay bir şey değil tabi. Bunun için ciddi yatırımlar ve zaman gerekiyor ama yine de incelemesi keyifli, mistik bir havası var. Tabi yine de X-ray çekeceğim diyorsanız tedbirli olmakta fayda var sonuçta Wilhelm Röntgen bile uzun süre elinin fotoğrafını çekmekten parmaklarından oldu.

1991 yılında Adana'da doğdu. Özellikle lisede arkadaş çevresinin biraz üşengeçliğinden kayıtlarını tutmayı kendine görev edindi. Bunlar başta elle tutulur eşyalardı ama daha sonra saklayacak yerinin de kısıtlı olmasının dürtüsüyle fotoğrafı keşfetti. İstanbul üniversitesi ve işletme fakültesi fotoğraf topluluklarında görev aldı. İnternet üzerinden tanıştığı çeşitli topluluklarla birlikte ortak sergi açtı. Şimdilerde keyfikahya.com adlı sitede ve okuduğu, uğraştığı ilginç alternatif fotoğraf teknikleriyle, ilham verici fotoğrafçılardan derlemeleri ve kendi fotoğraflarının hikayelerini Kuledibi Dergi üzerinden paylaşıyor. Mail: huseyinozdes@kuledibi.org

Okumaya Devam Et
2 Yorum

2 Yorum

  1. mehmet

    14 Kas 2013 at 14:42

    böyle bir şeyi ilk defa duyuyorum bana yeni bir bilgi aktardığınız için size çok teşekkür ederim böyle enteresan şeyler yazmaya devam ederseniz çok mutlu olurum saygılar

  2. Ersin A.

    14 Kas 2013 at 23:58

    Farklı bir yazı olmuş,Mehmet Bey gibi ben de ilk defa duyuyorum bunu.Üstelik fotoğrafa da meraklı,kendimce ilgili biriyimdir.
    Bu çalışmanızla yine farkınızı ortaya koymuşsunuz Hüseyin,tebrikler.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Deneme

İç Gıdıklayıcı Bokeh Etkisi

Yayınlanma

Tarih:

‘Bokeh Etkisi’ şimdilerde fotoğrafçılığın popüler olma yolunda ilerleyen olaylarından birisidir. Bir fotoğraf terimi olan ‘bokeh’ alışılagelmişin aksine Latinceden değil de tahmin edildiği üzere Japoncadan gelmektedir ve kelime olarak ‘bulanık’ demektir.

Teknik olarak ‘odak dışında kalan net olmayan kısımlara verilen bulanıklık efektinde yapılan ışık patlaması’ anlamına gelen bu olayı elde etmek için, genelde geniş açıklığa sahip bir lense ihtiyaç duyulmaktadır. Lensimizi edindikten sonra oluşturmak için ihtiyaç duyacağımız şey, yakın bir konu ve arka planda küçük ışık kaynakları. Gerisi diyaframı açıp konuyu netlemeye kalıyor.

2

 

Bokeh etkisini deneye deneye farkedip geliştirenlerin anlamaya başladığı ilk şey, genelde fotoğrafta arka planda oluşan bulanık şeklin,lense bakınca gördüğümüz diyafram bıçaklarının oluşturduğu şekle benzemesidir. Bu durum genellikle doğrudur, eğer ayrıntıcı biriyseniz televizyonda, sinemada arkada bokeh gördüğünüzde kaç bıçaklı lens kullanıldığını anlayabilirsiniz.

3

 

Ama her zaman sizden daha ayrıntıcı birisi vardır ki bunlar bokeh şeklini diyafram bıçaklarına bağlı olmaktan çıkarıp lensin önüne konulacak şekil şekil boşlukları olan malzemelere kadar götürmüşlerdir. Çiçek, böcek, kalp, yıldız ve nice şekillerden oluşan bu malzemeleri lensimizin önüne koyarak çektiğimiz fotoğraflarda, arka plandaki ışık kaynağı bu şekillere bürünecektir. Bu tarz gereçleri satın alabileceğiniz gibi evinizde kendiniz de yapabilirsiniz.
4

Belli bir geometrinin dışında yine ev ortamında çok rahatlıkla hazırlayacağınız bokeh etkisi veren icatlar da mevcut tabi. Her ne kadar teknoloji gelişip bu tarz işleri bilgisayar ortamında çeşitli yazılımlar vasıtasıyla yapabiliyor olsak da, ben kendi işimi kendim yaparımcıların kullandığı bokeh etkisi veren şeylerden biri de, annelerimizin genelde bir köşede biriktirdiği naylon poşetler. Evet, o genelde yazları karşıdan gelen güneş ışığının verdiği sıcak etkiyi basit, şeffaf bir naylon poşetle elde edebilirsiniz. Tek yapmanız gereken poşeti güzel bir şekilde kesip lensin etrafına sarmak ve poşetin ekranın köşelerinde görünmesini sağlamak. Gerisi size kalmış.

 

5

6

 

 

Hüseyin ÖZDEŞ

 

Daha fazla göster

Deneme

Fotoğrafta Bir Çağ Kapanıyor Bir Çağ Açılıyor

Yayınlanma

Tarih:

Yazar:

Çok değil daha 2000’li yılların başlarında fotoğraf sektörünü kökten etkileyen bir gelişme oldu. Dijital fotoğrafın hayatımıza girmesi.

Birçoğumuz filmli makinelerin kullanıldığı dönemi hatırlar, ben ancak son dönemlerini hatırlıyorum. Fotoğraf 19. yüzyılın başında icat edildiğinden beri film şekil değiştirerek hep fotoğrafın ana maddesi oldu, dijital piyasaya girene kadar. Dijital piyasaya girdiği anda sunduğu pratiklik yüzünden çok hızlı bir şekilde pazar payını arttırdı. Aslında dijital fotoğraf teknolojisi 1980’lere dayansa da bunun pratiğe dökülmesi 2000’li yılların başlarını buldu. İlk başta filmli makinelerin film takılan yerlerine monte edilen sensörler geliştirildi ancak bu sensörler  filmin kalitesini vermekten çok uzaktı ayrıca çok maliyetlilerdi. Birçok profesyonel  fotoğrafçı dijitalin hiçbir zaman filmin yerini alamayacağını düşünüyordu.

2000’li yılların başında ise üreticiler art arda dijital modellerini piyasaya sunmaya başladılar, fiyatların eskisi kadar yüksek olmamasının da etkisiyle 2000’li yılların ortasına gelindiğinde filmli fotoğraf yok denecek kadar aza indi. Dijital fotoğrafın bir diğer avantajı ise yine gelişmekte olan internet vasıtasıyla görüntü iletişiminin inanılmaz ölçüde hızlanmasıydı.

Hızın her şey olduğu basın fotoğrafçılığında zamanında önemli bir haber için filmler uçakta yıkanıp uçak vardığında editlenmiş olurken, şimdi internet vasıtasıyla dijital fotoğraf saniyeler içersinde dünyanın herhangi bir yerine iletilebiliyordu.

Dijital fotoğrafın hızı ve pratikliği ticari amaçla çekilen fotoğrafların nerdeyse tamamına yakınının kendi bünyesine girmesini sağladı. 2000’li yılların ortasında film satışları en dibi görmüş bazı film üreticileri üretimi durdurmuş bazıları ise ürün gamını azaltmışken analog fotoğrafın ikinci altın çağı tekrar doğmaya başladı. Geçtiğimiz 3-4 senede özellikle amatör olarak fotoğraf çeken insanların çok büyük bir kısmının analog fotoğrafa kaydığını gözlemledim. 2007’de ilk SLR fotoğraf makinemi alıp fotoğrafa başladığım ilk günden beri analog fotoğraf sevdalılarının sayısı bir hayli arttı. Bu sadece Türkiye’de olmamakla birlikte tüm dünyada bu şekilde. Ticari işlerde artık analog fotoğraf çekilebileceğini düşünmesem de filmin kendine has dokusunun, tonlarının insanların ilgisini her zaman çekeceğini düşünüyorum. Ben de dijitalle başladığım fotoğraf serüvenime bir süre önce dijital makinemi satarak tamamen analog fotoğrafla devam ettim.

Analog fotoğraftaki renk ve dokunun dışında sayılardan oluşan sanal fotoğraflar yerine o anın ışığını gerçekten kaydetmiş filmleri saklamak bence gerçekliği daha iyi anlatıyor.

 

İz ÜSTÜN

 

Daha fazla göster

Deneme

Post Mortem & Momento Mori

Yayınlanma

Tarih:

Ölüm sonrası (Post Mortem) ve ölümü hatırla (Memento Mori) anlamlarına gelen bu iki söz öbeğinin temelleri 15. yüzyılda ressamların, ölen rahiplerin tablolarını yapmalarına ve yas sahnelerini betimlemelerine dayanmaktadır. Fotoğrafçılığın gelişmesiyle beraber ise ölülerin fotoğraflarını çektirtmek, onları betimlemekten daha fazla tercih edilir hale gelmiştir.

 

 

 

Batı toplumunda ölüye dair yapılan son görev onun giydirilip, makyajlanıp canlılık katılarak,ailenin eş-dost akrabanın vedasını tesis etmek üzerine kurulu olmasına karşın islam toplumlarında, ölüyü artık yok sayıp üzerine helva kavurmaktan çok öteye gidemediği için yazının bundan sonraki kısmı rahatsızlık verici olabilir.

greta-godfrey2-tm

15. ve 19. yüzyıllar arası, salgın hastalıkların çokluğuna karşı tedavilerinin az oluşu ve savaşlar, ölümleri de beraberinde getirmiştir. Ailelerin, özellikle çok küçük yaşlarda ölen çocuklarını ölümsüzlüğe yaklaştırarak fotoğraflatması ve dahası bu ölü bedenleri tıpkı yaşıyormuşçasına göstertme çabası, günümüzde çılgınlık olarak algılansa bile o günler düşünüldüğünde romantik bir dışa vurumdur. Fotoğrafçılığın günümüzdeki kadar ucuz ve pratik olmadığı o günlerde ölen kişiden kalan elle tutulabilir bir anı, bir kağıt parçası da olsa kalıcılığını asla kaybetmeyecek bir belgeydi. Ölen kişilerin çoğunun başka hiçbir resim veya fotoğrafı olmadığı için, aile bireyleri hatıra kalması amacıyla ölülerini canlı gibi giydirir, süsler ve genelde diğer aile bireyleriyle birlikte poz verdirirlerdi. Amerika ve Avrupa’da bazı zengin kesimler sadece yakınlarının değil ölen evcil hayvanlarının bile fotoğrafını çektirmişlerdir.

FrenchDog1

Post Mortem ya da Momento Mori fotoğraf olduğu bilinmese kimseyi rahatsız etmeyecek bu fotoğraflarda herhalde en çok rahatsızlık hissedenler, ölünün yanı başında poz vermeye çalışan yakınlarıydı. Zamanın fotoğraf makinelerinin pozlama süresinin oldukça uzun olmasından dolayı bu acı düşünüldüğünden de fazladır ve  ironik bir şekilde fotoğraflarda, az da olsa kıpırdayan canlı pozlama süresinden dolayı hafif flu, buz kesmiş ölü ise net görülmektedir. Kim bilir belki de ölülerin yaşayanlardan daha fazla değer gördüğü o poz, fotoğrafçılığın ölüye gösterdiği saygıdır.

victorianposstmortemphotography001-tm

Günümüzde çok çok az da olsa devam etmekte olan bu akım, özellikle 19. yüzyılın yas sürecinin bir parçası olarak fotoğraf tarihinde yerini almıştır.

DogChairPM2 victorian-post-mortem-photography-tm

victorian-post-mortem-photography-06-tm

Hüseyin Özdeş

Daha fazla göster

Trend

Copyright © 2017